Şiir

Sevi Şiiri

12 Ocak 2010 | Yazan: admin

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

 Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni…

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Felsefe

FRANCIS BACON

12 Ocak 2010 | Yazan: admin

Bacon’ın Yaşamı

 Francis Bacon 22 Ocak 1561′de Londra’da doğdu. Babası Sir Nicholas Bacon Kraliçe Elizabeth’in Mühür Lordu, annesi Ann ise Sir Anthony Cook’un kızlarından biriydi. Daha çocukken çok ciddi davranması nedeniyle Kraliçe Elizabeth, onu “Küçük Mühür Lordu” diye çağırırdı. Bir öyküye göre bir gün kraliçe kendisine kaç yaşında olduğunu sormuş. Bacon da “Haşmetmeabınızın uğurlu saltanatından iki yaş daha genç” yanıtını vermişti. 1573 yılının Nisanında Cambridge Üniversitesi’ne gönderilmiş ve on altı yaşına kadar orada okumuştur. Öğrenimi sırasında Aristo felsefesinden hoşlanmamaya başlamıştı. “Filozofun değersizliğinden dolayı değil, felsefesinin verimsizliğinden, yalnızca tartışma ve kavgalara yol açmasından, insan yaşamı için yararlı yapıtlar  yaratma bakımından kısır olmasından dolayı” beğenmediğini söylüyordu. Yaşamı boyunca hiç değiştirmediği bu kanısı, onun daha sonraki felsefi durumunu belirlemede önemli  rol oynadı.

1576 Haziranında hukuk öğrenimini bitirdikten sonra “devlet yönetme sanatını” öğrenmesi için Fransa’ya gönderildi. Babasının öldüğü 1579 yılına kadar orada kaldı. Sonra İngiltere’ye dönerek avukatlığa başladı.

1584′te Parlamento’ya girdi. Rüşvet almaktan yargılanıp suçlu bulununcaya kadar oradaki görevini sürdürdü. Güzel konuştuğu, arkadaşı büyük yazar Ben Jonson’un şu sözlerinden anlaşılıyor: “Hiç kimse ondan daha yalın, özlü ve anlamlı konuşmuyordu, ağzından hiçbir zaman anlamsız ve saçma bir söz çıkmazdı. Söylevlerinin her bölümünde ayrı bir güzellik vardır. Dinleyenler bir sözcüğünü bile kaçırmamak için öksürmezler ya da gözlerini ondan ayıramazlardı… Onu dinleyen herkes sözünü bitirecek diye korkardı.”

Bacon, 1506′da oldukça zengin bir adamın kızı olan Alice Barnham ile evlendi. Düğünleri çok  gösterişli oldu. Çağdaş bir yazara göre Bacon, “tepeden tırnağa kadar erguvan rengi giysiler giymiş, kendisi ve eşi için bir sürü altın ve gümüş sırmalı giysi diktirmiş, karısının getirdiği servetin büyük  bir bölümünü  bunlara  harcamıştı”. Bu, onun ev yaşamında gösterişi ne kadar sevdiğini gösterir. Bacon’ın özel papazı Dr. Rawley’e göre “evlilik yaşamı karşılıklı sevgi ve saygıya” dayanıyordu. Fakat Bacon, vasiyetnamesinde karısına bıraktığı çok büyük serveti, sonradan yaptığı ekle, “haklı ve çok önemli nedenlerle” geri almıştı. Bu nedenlerin içeriği henüz açıklanmamıştır.

Bacon’ın siyasal yaşamı yazından çok tarihi ilgilendirir. Kraliçe Elizabeth zamanında kendisine hiçbir büyük memuriyet verilmedi. Çünkü akrabaları olan ve o dönemde yönetimi ellerinde tutan Cecil Ailesi, her zaman ona karşıydılar. Bundan başka kraliçe, Parlamento’dan büyük bir ödenek istediği zaman Bacon, şiddetle karşı çıkmış, onu gücendirmişti. Elizabeth’in gözdesi olan Essex Lordu bile en gözde olduğu dönemde bütün çabalarına karşın kraliçeden onun için yüksek bir orun elde edememişti. Kendisini her zaman korumuş, büyük bir malikane vermiş olan bu cömert adamı, Bacon, kraliçenin gözünden düştükten sonra, idama mahkûm ettirmek için elinden geleni yapmış, ihanet ve tutkusu yüzünden ismini sonsuza kadar lekelemiştir. Saraya bir köle gibi bağlı olması ve hizmet etmesine karşın kendisine yine de hiçbir memuriyet verilmemiştir.

James I. tahta çıkınca durum değişmiş, Bacon bundan sonra hızla ilerlemiştir. 1607′de başsavcı, 1617′de Adalet Bakanı olmuş, 1618′de Baron Verulam sanıyla soylular arasına alınmış, altı ay sonra da buna Viscount St. Albans sanı eklenmiştir. Fakat bunlar, bütün ömrünü memuriyet dilenmek, yaltaklanmak ve dalkavuklukla bir şeyler elde etmeye uğraşmakla geçiren Bacon’a geç gelmişti. Yazgısı onu, daha iyi vurmak, düşmesinin şiddetini daha da artırmak için bu yüksek konumlara çıkarmışa benziyor. Adalet Bakanı olarak görevini kötüye kullanıyor, dostlarına yüksek orunlar veriyor, rüşvet ve armağan alıyor, haksızlıklara göz yumuyordu. Sonunda hakkında Parlamento soruşturması açıldı. Yargılanmasında, Bacon, suçlarını açıkça söyledi, fakat bunları dönemin bozukluğuna bağlayarak yargıçlarının acımasını diledi. Her türlü devlet memurluğunun yasaklanmasına, yaşamının sonuna kadar Londra Kalesi’nde tutuklu kalmasına ve para cezası olarak da kırk bin İngiliz Lirası ödemesine karar verildi. Ertesi gün kral kendisini özgür bıraktırdı. Para cezasını da erteletti. Bacon, bunun üzerine St. Albans yakınlarındaki malikanesine çekildi. Kendi kişisel serveti ve kralın kısa bir süre önce bağladığı yılda bin iki yüz lira tutan emekli aylığıyla yaşamaya başladı.

Bacon, haklı olarak mahkûm edildiğini kabul ediyordu. “Ben rüşveti savunmaktansa rüşvet veren bir kimse olmayı yeğlerim. Elli yıldan beri İngiltere’nin en adil yargıcı ben oldum. Fakat iki yüz yıldan beri de Parlamento, benim hakkımda verdiği karar kadar haklı bir karar vermedi.” Aynı zamanda verilen cezanın ülkede adaletin yararına olduğunu kabul ediyor ve “Bundan böyle bir yargıcın veya memurun büyüklüğü onun suçu için bir sığınak olmayacaktır. Bu benim için az avunulacak şey değildir. Birkaç sözcükle anlatmak gerekirse, bu altın çağın başlangıcıdır” diyordu. YAZININ DEVAMINI GÖR >>

1 kişi bu yazıyı beğendi.

Müzik, Video

Şebnem Ferah-Yalnız

10 Ocak 2010 | Yazan: admin
http://www.dailymotion.com/videoxbrgwq

 

Hikaye

Bekle Beni Gelmeyeceğim…

10 Ocak 2010 | Yazan: admin

Bir kuyunun dibindeydim, çıktım mı kuyudan, gördüm mü güneşi bilmiyorum? Yağmurlar ara ara yine yağıyor, yıkıyor toprağı, kokusunu ve çamurunu bırakıyor. E biliyoruz artık, her iyi şeyden bir kötü çıkıyor. Yağmurdan sonra ki mis gibi toprak kokusunun yanında, ayağına çamur bulaşıyor işte. Ben ne misler gibi koku veririm sana, ne de ayağında bir çamur olurum. Yanındayım her zaman, sözünü işitemezsin benden, ben kendi yanımda bile değilim. Aslında sende… İçindesin kendinin. Hani ruh dedikleri, senin içinde… Kendinin bile yanında olamıyorsa insan, başkasının yanına nasıl gidebilir ki?

Bir yere gitmeyeceğim korkma, bir nefes uzağında olacağım her zaman. Zamana inanıyorsan elbette… Kal deme bana, git deme bana, bekle deme bana, beklemede deme ama… Kararları kendi başınayken verir insan ve o kararlar doğrultusunda bir yön verir hayatına. Normal bir insan bunu yapar. Karar verir ve uygular. Kararlar genellikle uzun vadelidir, sabır gerektirir. Tanrıya dileklerini listeler, bunlar bunlar olsun der, beni mutlu et der, hadi görelim bakalım diye bir de sınar aklınca… Normal insanlar, hep aynılar ve sıradanlar. Farklı değiller bir diğerinden. Severler birilerini ve sıralarlar ardı ardına vaatlerini… Her zaman yanındayım, ilk sözleri… Saçmalıyorlar…

Sık duyulan bir sözü söyledim bende; saçma… Aynen yazının başlığı gibi, bencilce bir kelime… Saçma… Saçmalıyorsun… Yalan ile doğruyu birleştiriyorum diyemiyorum karşımdakine, yalanı yanında getiriyorsun ama bir gerçek var ortada, ortaya karışık bir sofra sunuyorsun hayata. Bu yemeğe, saçma adında sesleniyorlar sonra. Sen yüzünde bir tebessüm, saçlarını savuruyorsun. Saçmalıyorum, adım saçma, ama yalandan yana değil, doğrudan yana değil hayattan yana gerçek bir karar daha… Çok sık değişiyor kararlar evet, çünkü kimse sabır torbasının dolmasını bekleyemiyor. Hani çok isteyince olurdu diye isyan bayrağını çekiyor insan, sabır torbasını alaşağı edip. YAZININ DEVAMINI GÖR >>

Felsefe

TRANSANDANTAL MEDİTASYON (e-kitap)

10 Ocak 2010 | Yazan: admin

Kainatın yaratılışıyla başlayan gizemli oyunun kahramanı olan ve aynı gezegeni paylaştığı diğer canlılardan üstün sinir sistemiyle hemencecik ayrılan tuhaf bir varlık olan insan zaman yolculuğu sırasında hayal gücünün fethetme ve doyumluluk arzularıyla birleşmesi sonucu bilim ve tekniği keşfetmiş ve bunlara umutlar bağlamıştır.

Bilim ve teknik sayesinde insanlar etki alanlarını genişletmişler ve genişleteceklerdir. Ancak zaman içinde bir çelişki ortaya çıkmıştır. Sanayileşen ve gelişen toplumlar teknolojik genişleme gösteriyorlarsa da teknoloji şimdiye kadar insanın kişisel olgunlaşması ya da sosyal uyuma kavuşmasında başarılı olamamıştır. Maddi refahın artmasına rağmen sorunların kaynağı olan huzursuzluk ve gerginlik azalmamıştır.

Çözüm önerileri arasında teknolojinin yeniden değerlendirilmesi varken alternatif olarak modern bilimin teknolojisini insanın olgunlaşması yönünde uygulamaktır. Bu amacı sağlamak için huzursuzluk, uyuşturucu madde düşkünlüğü akıl hastalıkları, iş değerinde düşüklük, belirsiz amaçlar peşinde koşma ve heyecan için çılgınca bir arayış gibi acı veren sorunların kurbanı olan Amerika’da tıbbi ve psikolojik araştırmalara milyonlarca dolar harcanmıştır. Bununla beraber psikoloji ve ilaçlar geçici ve genellikle zararlı etkilerinden başka insanlarda artmakta olan gerginliği giderici kolay bir çare ortaya koyamamışlardır.

Beden üzerindeki aşırı yıpranmanın tıbbi terimi “Gerginliktir”. Kişi sürekli değişikliğe maruz kaldığı zaman bedenide değişen koşullara yanıt verebilmelidir. Koşullara ayak uydururken, yeteneklerini ortaya koyan kişi ve fizyolojik olarak bioşimik tepki gösterir. Bu ayak uydurma süreci vücudun ana kaynaklarını tüketir ve gücünü azaltır. Bedenin tükenen kaynaklarını yerine getirecek yeterli dinlenmeye sahip olmadan bu aşırı gerginlikle sürekli karşılaşmak sonunda kişinin yaşamının her evresinde kendini gösteren bir bozulma sürecine yol açar. Aynı zamanda kendilerinin açıklayamadıkları bir huzursuzluk, bezginlik, çöküntü yada genel bir doyumsuzluk ve amaçsızlıktan rahatsız olduklarını görürler.

Yazar: Harold BLOOMFIELD-Michael Peter CAIN

Dennis T. JAFFE- Robert B. KORY

Kitabı İndir (30.0 KB)

Sayfa 7 / 166« İlk...56789...Son »